Site Rengi

DOLAR 8,1721
EURO 9,6756
ALTIN 501,89
BIST 10,6904
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 32°C
Az Bulutlu

Engelliler haftası röportajı..

11.05.2020
489
A+
A-

ANADOLU KÜLTÜR ARAŞTIRMA DERNEĞİ ANTAKYA ŞUBESİ OLARAK ENGELLİLER HAFTASINDA, KENDİSİ DE ENGELLİ BİREY OLAN, HDP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ SN. MUSA PİROĞLU İLE BİR RÖPORTAJ GERÇEKLEŞTİRDİK. ENGELLERE KARŞI MÜCADALEYİ BÜYÜTMESİ UMUDU İLE

1) Bir çok tabir kullanılıyor, Siz engelli bireyi nasıl tanımluyorsunuz? Tabirlerin toplumun algısında, bakış açısında önem arz ettiğini düşünüyor musunuz?

Engelli tanımlaması genel olarak tıbbi bir tanımlama olarak görülüyor. İnsanların çeşitli sebeplerle uğradığı yeti kaybının yol açtığı sıkıntılar ile tarif edilmeye çalışılıyor. Oysa engellilik esas olarak toplumsal bir sorun ve engelli tanımı da toplumsal bir tanımlamadır. Engellilik, kişide oluşan yeti kaybının toplumsal hayata katılımının önünde engel olması,toplumsal hayata katılımına mani olması olarak tarif edilmesi gerekir. Bu noktada esas olan kişinin çeşitli sebeplerle uğradığı yeti kaybı değil, bu yeti kaybının yol açtığı toplumsal hayata dahil olmanın önündeki meselelerdir. Mesele böyle alındığında engellilik sorunu aslında toplumsal yapının ve bu yapıyı var eden üretim yapısının kendisinden ve doğasından kaynaklı bir sorun olarak görünür. Böyle bakıldığında engelliliğin aşılabilecek bir mesele olarak görülmesi gerekir. Toplumsal hayat ve onu var eden üretim sistemi, bireyin yeti kaybının onun toplumsal yaşama, istihdama eğitime ve öğretime katılmasını engellemeyecek düzenlemeleri meydana getirdiğinde engellilik sorunu da ortadan kalkacaktır. Engellilerin aslında en büyük engeli toplumun kendini örgütleyiş şeklinde yatmaktadır. Kişinin yeti kaybının onun toplumsal hayata katılmasına mani olmaması için toplumun örgütlenişini şekillendiren üretim koşullarının değişmesi gerekmektedir.

defne-arcelik
2) Bugün Türkiye’de engelliler için öncelikli ve en önemli sorun nedir?

Engellilerin yeti kaybı sebebi ile toplumsal ve siyasal hayata istihdam ve eğitime katılmasını engelleyen temel meselelerden biri erişim meselesidir. Zira yeti kaybı, insanların sosyal ve siyasal hayata dahil olmasına engel olan bir dizi toplumsal örgütlenme ve mimarı engel ile karşılaşmaktadır. Bu nedenle insanlar sosyal hayata katılamamakta evlerine hapsolmaktadır. Mimarı olarak kentler ve kentlerin yapılış şekli engellilerin sosyal hayata ve gündelik yaşama kalımının önünde en ciddi sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz bunu erişim sorunu olarak tarif ederiz. Toplu ulaşımdan binaların yapılış şekline ve binaların ve kentin örgütlenme yapısına kadar bir dizi sorun, engellilerin normal vatandaşlar gibi gündelik yaşama katılmasına, burada yer almasına engel olmaktadır. Asgari kârve verimlilik üzerine kurulan üretim yapısı (kapitalist sistem) engellilerin toplumsal yaşama katılımının önünde en büyük engeldir. Bu kâr yapısı ve kâra dayalı sistem ancak ekonomik olarak bütün imkanlara sahip engellileri belli oranda toplumsal hayata dahil ederken onun dışındaki işçi sınıfı içinden yoksulların içinden ortaya çıkan engel gruplarında istihdama dahil olmakta çok düşük kalmakta, bu gruplarda bağımlılık ilişkisi en üst boyuta çıkmaktadır.

Yine engelliler, medikal aletlere, hijyenik malzemelere ve ilaç desteğine ulaşımda çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Çalışsın ya da çalışmasın SGK’nin medikal yardımları SUT adı verilen sağlık uygulama tebliği ile düzenlenmekte ve bunlar oldukça masraflı hizmetlerin çok sınırlı bir şekilde karşılanarak nerede ise engellilerin bu aletlere ve araçlara ulaşımının önünde ciddi sorun çıkarmaya devam etmektedir. Ne yazık ki devlet engellilerin bu araçlara, medikal aletlere, ilaçlara ya da protez ortez gibi destek elamanlarına ulaşımının önünde ki en büyük engel olmaya devam etmektedir.

3) İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinin ekonomik ve sosyal sonuçları engelli bireylere nasıl yansımaktadır?

Pandemi sürecinde engelliler daha ağır bir sorun ile karşı karşıya kalmışlardır. Zaten dezavantajlı bir grup olarak duran engelliler daha da dezavantajlı bir duruma düşmüşlerdir.  İstihdam olanaklarının dışında kaldıkları için, aileye bağımlı oldukları için yoksullaşma ile beraber, işsizlik ile beraber engellilerin yaşam koşulları daha da zorlaşmıştır. Aynı şekilde medikal araçlara, destek elemanlarına ve ilaçlara ulaşımın zorlaşması, sağlık hizmetlerinden yararlanmanın zor hale gelmesi, devlet desteğinin sınırlı olması sebebi ile ve burada da devletin çok seçici ve giderek bu desteği kısıtlayan bir takım adımlar atması sebebi ile engelliler pandemi sürecini daha ağır ve zor koşullarda geçirmektedir.

Pandemi sürecinde yaşanan bir başka sorun ise yüzbinlerce engelli çocuğun eğitim aldığı özel rehabilitasyon kurumlarının kapatılması ve buradaki öğretmenlerin de hiçbir destek verilmeden tamamen patronların vicdanına ve insafına bırakılarak ortada bırakılması olmuştur. Bu çocukların eğitimi sekteye uğramış, aynı zamanda öğretmenler de mağduriyet yaşamışlardır. Devlet engelli çocukların eğitimini ve bu eğitimi veren öğretmenlerin kadro sorununu kendi olanakları üzerinden çözmeli, bu hizmeti kamusal bir hizmet olarak görmeli ve burada çalışanları kamu personeli olarak ele almalıdır.

4) Hali hazırda yürürlükte olan kanun ve yönetmelikler engelli bireylerin haklarını ne ölçüde gözetmektedir?

Devlet, engellilere yönelik yaptığı bütün yardımlarda engelli bireyi ailenin bir parçası olarak saymakta, bir birey olarak karşısına almamaktadır. Engellinin gelir düzeyi ailenin gelir düzeyi üzerinden hesaplanmakta, burada bir dizi kabul edilemeyen sorun ve tespit ile engellilerin bütün destek hizmetleri çok rahat kesilebilmektedir. Diğer yandan engelliye verilen devlet yardımı engelli bireyin kendisine değil, aileye verilmekte bu da engelli bireyi aileye daha fazla bağımlı kılmaktadır. Devlet yapacağı bir çok işi aileye yıkarak engelli bireyi o ailenin içinde ailenin bakmakla yükümlü olduğu yük olarak tarif etmekte ve bunu destekleyerek de engelli bireyi bağımlı hale getirmektedir. Oysa esas olan engelli destek yardımlarının tamamında engelli bireyin kişi olarak muhatap alınması, onun gelir düzeyine bakılması ve bütün hesaplamaların kişinin üzerinden tarif edilmesi ve engelli bireye aktarılmasıdır.Barınma, çalışma ve eğitim koşullarının da bu bireyin ulaşabileceği şekilde yeniden dizayn edilmesi gerekir. Bunlar devletin ve yerel yönetimin sorumluluğunda olup her iki kurumda üzerine düşeni tam olarak yapmamaktadır.

5) Eğitim sisteminin engellilere sunduğu imkanlar eşit eğitim fırsatı sunuyor mu?

Engellilerin önünde ki en büyük sorunlardan biri de eğitim konusunda ortaya çıkar. Zira eğitim kurumlarının yapısı, algısı ve dünyaya bakış açısı engelli bireylerin bu kurumlardan diğer vatandaşlar gibi eşit düzeyde yararlanmasına mani olmaktadır. Okulların yapısı, okula erişimin kendisi ve engellilerin yeti kayıplarını aşmalarına yardımcı olacak eğitim kurumlarının kendisinin yapılması, finanse edilmesi, organize edilmesi gibi temel sorunlar ne yazık ki devlet tarafından karşılanmadığı ve çözülmediği için eğitim, engellilerin önünde en ciddi sorun olarak durmaktadır. Eğitimin eşit ve kabul edilebilir düzeyde verilmemesi, engelli bireylerin kendi yeteneklerinigeliştirmesinde, kendilerine mani olan engelleri aşarak toplumsal ve siyasal yaşama katılmalarında engel yaratmakta ve engelliler dezavantajlı grup olarak hayatlarını sürdürmeye mahkum bırakılmaktadır. Eğitimin alınması dahi toplumsal hayata ve üretime katılmaya yetmemektedir. Zira devletin örgütleniş şekli, toplumun örgütleniş şekli, algı dünyası, engelli bireylerin kendi yetenekleri doğrultusunda istihdam edilmesi önünde engel teşkil etmektedir. Engelli bireyler istihdama tabi olamadıkları için kendi hayatlarını sürdürecek geçim kaynaklarından da yoksun bırakılmakta bu da onların bağımlılık ilişkilerini güçlendirmektedir. Bu bağımlılık bir yanı ile devlete bir yanı ile aileye bağımlılık olarak devam etmektedir. Bu de engelinin özgür ve eşit bir insan olarak toplumsal hayata katılmasının önünde çok ciddi bir engeldir. Üniversiteyi kazanıp bitirse bile aldığı diplomaya uygun bir istihdam alanında işe girememekte, kenar ve yan işlerde kadro doldurmak için görevlendirilmekte, devlet dahil kamu kurumları ve özel sektör ayrılan kadrolarda engellilerin istihdam edilmesini engellemekte, bu kadrolar  boş bırakılmakta ve engelli bireyler istihdam dışında tutulmaktadır.

6) Engelli vatandaşların sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif alanlarda yaşadığı sorunlardan bahsedebilirmisiniz ?

Kentlerin ve sosyal tesislerin imar şekilleri, yapılanma prosedürleri ne yazık ki engellilerin sosyal ve sanatsal hayata katılımına da engel teşkil etmektedir. Bir dizi öne çıkmış engelli bireyin yeteneklerini sergilemesi ya da bir takım büyük başarılar kazanması toplum tarafından öne çıkarılır iken aslında onun arkasında duran 6 milyonu aşkın engelli bireyin tamamen bunun dışında tutulduğu gerçeğini göz ardı etmemelidir. Başarılı bireyler de tamamen kendi zorlamaları, kendi azimleri ve kendi olanakları ile bu başarıyı yakalamakta ve ciddi bir zorlama ile sınanma ile bu engelleri aşabilmektedirler.

7) Engelli bireylerin yerel ve genel yönetimlerde yeterince temsil edilemedikleri bir gerçek. Seçilmiş bir vekil olarak yaşanılan zorluklar konusu da bilgi verebilir misiniz ?

Engelli bireylerin istihdama, sosyal, kültürel yaşama ve siyasal hayata katılımının önündeki mimari, zihinsel ya da ekonomik engeller, temsiliyette de ciddi sorunlar ile karşılaşmasına sebep olmaktadır. Ne yazık ki muhalif partiler de dahil olmak üzere siyasal oluşumlar engellilerin yeterince temsil edilmesinde, yeteneklerini geliştirerek yetenekleri doğrultusunda siyasal hayatta kendilerini ifade edecek koşulları yaratmakta eksiklikler taşımaktadırlar. Burada tartışılması gereken konulardan birisi toplumsal muhalefetin kendisinde de engelli bireylere yönelik bilinç eksikliği, farkındalığın henüz tam oluşmamış olmasıdır. Engellilik meselesi toplumsal muhalefetin gündemlerinden biri olamamakta, engellilerin toplumsal alanda yaşadıkları sorunları aşabilecek imkanlar yaratılamamakta, onların siyasal ve kültürel olarak sürece dahil olmasının önünü açacak önlemler alınamamaktadır.

8) Son olarak eklemek istedikleriniz var ise,

Burada şu konuyu eklemek isterim. Engelli bireylerin kendilerinin yaşadığı algı meselesi. Toplumun kendisinin engelli bireyi yardım edilecek ve yardım ile ayakta kalabilecek kişi olarak görmesi, engellilik meselesine vicdani bir sorun olarak yaklaşması, tersten de engelli bireylerin de nerede ise bunu veri kabul eden bir yerden hayatlarını bu bağımlılık ilişkisi içinde yürütmesi ne yazık ki ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Aşılması gereken ikili bir algı meselesidir. Öncelikle toplumun engelliye bakış meselesi değişmeli, engelli birey eşit haklara sahip bir vatandaş olarak görülmeli, yardım ile hayatını sürdüren birey olarak değil, yardımlardan kurtulmuş olarak hayatını sürdürmesinin imkanları yaratılması gereken bir birey olarak düşünülmeli, engellilik vicdani bir mesele olarak değil sınıfsal politik bir mesele olarak ele alınması gerekmektedir. Aynı zamanda engelli bireylerin de bu toplumsal yapıyı değiştirmek üzere, bu bağımlılık ağlarını güçlendiren değil, bunları ortadan kaldıracak bir mücadele hattına girmesi, toplumsal ve sınıfsal mücadelenin içinde kendini var etmek için kendi bulunduğu örgütlülük düzeyini güçlendirmesi gerekir. Var olan engelli örgütlerinin kendilerinin de bu bağımlılık ilişkisinden arınarak siyasal ve sosyal mücadelenin içinde kendilerini var etmesi ve sözlerini söyler hale gelmesi gerekir. Zira mücadele etmeden, mücadeleyi örgütlü şekilde yürütmeden ne engellilik meselesini aşma şansımız olacak ne de toplumun dönüştürülme imkanı olmayacaktır. Engellilik meselesi vicdani bir mesele, sevgi ile alakalı bir mesele, yardım ile alakalı bir mesele değildir. Engellilik meselesi toplumun, yeti kaybı sebebi ile insanların gündelik yaşamlarını ve toplumsal yaşamını sürdürmesinin önünde engel olunmasıdır. Toplum ve toplumun örgütleniş şekli, toplumun yaşam şekli değişmeli, engelli bireyin toplumsal hayata bütün vatandaşlar düzeyinde katılmasının imkanları yaratılmalıdır. Bu mimari değişiklikleri,  bu ekonomik ve istihdam değişikliğini, siyasal ve sosyal hayatın değişikliğini ve bir bütün olarak toplumsal algının değişmesini gerektirir. Bu mücadele hem engelliler, hem onların örgütleri hem de toplumsal muhalefetin bütün örgütlerinin mücadelesi olarak şekillenmelidir. Engelliler kendi algı düzeyini değiştirmeli, engelliler içinde yaşadıkları ve mücadele ettikleri örgütlerin mücadele ve algı düzeyini değiştirmeli, engelliler toplumsal ve siyasal mücadele içinde yer alarak toplumsal algıyı da değiştirmek zorundadırlar. Bu zor ve aşılması güç bir sorundur. Ama bunun için mücadele etmekten vazgeçilmemelidir.

Anadolu Kültür Araştırma Derneği Antakya Şubesi

YORUMLAR

  1. Avatar Salih dedi ki:

    Sorunlara Müthiş bir bakış açısı, teşekkürler Akader