Site Rengi

DOLAR 7,9646
EURO 9,4431
ALTIN 487,75
BIST 10,3966
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Hatay 32°C
Az Bulutlu

15-16 Haziran İşçi Direnişinin 50. Yıldönümünde AKA-DER Antakya Şubenin DİSK Genel Başkanı Sn. Arzu ÇERKEZOĞLU ile gerçekleştirdiği röportaj..

16.06.2020
182
A+
A-

1) 15-16 Haziran büyük işçi direnişini hazırlayan olaylar nelerdi? Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala bu büyük mücadele Dünya işçilerine emekçilerine örnek olarak gösterilmektedir, direnişin kazanımları ve örgütlü mücadeleye etkisi nelerdir?

》1960’ların sonunda işçi direnişleri artmaya, işçiler kurulduğu günden itibaren DİSK’e akmaya başladılar. 1967’de DİSK’in kuruluşuyla birlikte sendikal vesayet yıkılmaya ve sınıf eksenli bir sendikal anlayış gelişmeye başladı.
DİSK’i fabrikalarda engelleyemeyenler, DİSK’i baskıyla yok edemeyenler DİSK’i hileyle yok etmek için harekete geçti. Demirel Hükümeti Sendikalar Kanunu’nda değişiklik yaparak DİSK’i fiilen ortadan kaldırmak istiyordu. Getirilmek istenen yasada Bir sendikanın ve konfederasyonun Türkiye çapında faaliyet gösterebilmesi için işçilerin üçte birini üye yapması gerekecekti. Yüzde 33’lük bir barajla DİSK’in önüne set çekmek istiyordu hükümet. Dönemin Çalışma Bakanı Övünerek Türk-İş’ten başka konfederasyon kalmayacak diyordu.
DİSK bu yasa değişikliğine sert tepki gösterdi. Yasa değişikliğini önlemek için girişimlerde bulundu. Çeşitli görüşmeler yaptı. Yasanın sendika özgürlüğünü yok ettiğini anlattı. Ancak Hükümet gözünü karartmıştı. DİSK’i ne pahasına olursa olsun yok edecekti.
Tehlikeyi gören DİSK yönetimi direniş kararı aldı. 15-16 Haziran 1970’de on binlerce işçi DİSK’e ve sendikalarına sahip çıkmak için iki gün boyunca Kocaeli-İstanbul hattında iş bırakıp direnişe geçti. Hükümet 16 Haziran 1970’de sıkıyönetim ilan etti, Kemal Türkler başta olmak üzere çok sayıda sendikacı ve işçi tutuklandı. Binlerce işçi işten çıkartıldı.
Yasayı çıkardılar. Ancak uygulayamadılar. Yasa 1,5 yıl sonra 1972’de iptal edildi. Anayasa Mahkemesi yasayı sendika özgürlüğüne aykırı buldu. DİSK’in görüşleri haklı çıktı. DİSK kazandı, işçiler kazandı. DİSK yokluna devam etti.
1961 Saraçhane mitinginden sonra işçi sınıfının ikinci büyük kitlesel tepkisiydi 15-16 Haziran direnişi. Saraçhane ile başlayan işçi hareketinin yükselişi on yıl içinde 15-16 Haziran ile tepe noktasına varmıştı. 15-16 Haziran ekonomik temelli bir direniş değildi. 15-16 Haziran işçilerin sendikalarına ve DİSK’e sahip çıkma bilincini göstermesi açısından emek tarihinde özgün bir yere sahiptir

defne-arcelik

2) Hali hazırda iş kanunu ve buna bağlı yönetmelikleri teoride ve / veya pratikte yeterli görüyor musunuz? Arabuluculuk süreci ile işçilerin haklarının daha azına razı olmasının önü açıldı, bu konuda fikriniz nedir?

》Türkiye 40 yıldır neoliberal küreselleşme politikalarının cenderesindedir. 12 Eylül darbesi sonrasında askeri zor ile uygulanan neoliberal politikalar neredeyse kesintisiz sürdü. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yaratılan ekonomik değerler tek tek satıldı. İşçi sınıfının kazanımları saldırıya uğradı; sağlık, sosyal güvenlik ve eğitim alanları başta olmak üzere sosyal haklar paralı hale getirildi, metalaştırıldı.
Çalışma hayatında güvencesizlik arttı. Esneklik uygulamaları ile işçi sınıfının kazanımları ve koruyucu düzenlemeler zayıflatıldı. İş hukukunun koruyucu düzenlemeleri birer birer ortadan kaldırıldı. Çalışma yaşamı sadece güvencesiz değil, güvenliksiz bir hal aldı. Çalışırken ölüm, iş cinayetleri azalmak bir yana arttı. Sendikal haklar ağır baskılarla yüz yüze kaldı. Sendikal haklar hem yasal düzeyde hem uygulamada aşındı. Bunun sonucunda sendikalaşma ve toplu pazarlık kapsamı ciddi biçimde zayıfladı. Türkiye işçi sınıfının yüzde 90’dan fazlası sendikal korumadan yoksun bırakıldı. Grev hakkı devlet tarafından sistematik biçimde ihlal edilerek kullanılamaz hale getirildi. İşçi sınıfı, temel haklarını ve demokratik kazanımlarını talep etme konusunda baskı altına alındı.
Zorunlu arabulucuk mekanizması ile işçi sınıfının haklarını mahkemelerde savunmasının dahi önüne geçilmek istendi. Bununla işçilerin yargı yoluna başvurmaları engellenerek, haklarının çok altında anlaşmalara razı edilerek hak kaybı yaşamalarına neden olundu. Bu düzenleme, hukukun genel ilkelerine, İş Hukukunun işçiyi koruma ve gözetme ilkesine de aykırıdır. Bu ilke, işçinin işverene göre zayıf konumda bulunduğu için, yıllar içinde İş Hukukunda kabul görmüş bir ilkedir. İşçi zayıf ekonomik durumu nedeniyle arabulucu önünde “hakkından daha azına razı ol” dayatmaları ile hak kaybına uğramaktadır.
Zorunlu arabuluculuk düzenlemesi, yargı erkinin özelleştirilmesidir. Yargı erkinin, bu erki kullanan hakimler dışında, yürütmenin düzenlemesi ile bazı başka oluşumlara devri söz konusudur. Bu açıdan zorunlu arabuluculuk düzenlemesi Anayasa’nın “Yargı Yetkisi” başlıklı 9. Maddesi başta olmak üzere bir çok maddesine aykırıdır.

3) Fransa da başlayan sarı yelekliler eylemi başta olmak üzere dünyanın tüm işçileri emekçileri haklarının gaspına eylemsel ve örgütlü ses çıkarmaya başladı. Ülkemizde ve dünyada Sendikal örgütlenme ne aşamada? Bunun önündeki engelleri sadece devlet / hükümet politikalarına bağlamak doğru mu?

》Neoliberal küreselleşmenin krizi ve bunun getirdiği durgunluk, işsizlik on yılı aşkın bir süredir ekonomileri sarsıyor. İnsanlığı ve tüm canlıları tehdit eden ekolojik kriz, ekonomik krize eşlik ediyor. Öbür yandan savaşlar, çatışmalar, özellikle emperyalistlerin yürüttüğü, kışkırttığı veya yönlendirdiği savaşlar sonucu yerinden yurdundan edilen milyonlarca insanın, milyonlarca mültecinin yaşadığı korkunç bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Bir de bunun üzerine pandemi süreci eklendi.
2019 yılı, Lübnan’dan Fransa’ya, Şili’den Macaristan’a dünyanın dört bir yanında neoliberalizmin yıkımlarına karşı direnişlere tanıklık etmişti. On yıllardır dünya halklarına sınırsız bir emek ve doğa sömürüsü, savaşlar, ekonomik krizler, artan eşitsizlikler, yoksulluk, işsizlik dışında hiçbir şey sunamayan bu düzeninin çarklarının bizleri, dünyanın tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenleri insanca yaşatmak için kurulmadığı oldukça çıplak olarak görünür oldu. Bu düzene karşı başka bir toplumsal düzen için sesler yükselmeye başladı. Bu düzen üretenlerin sırtında, insanlığın sırtında, dünyanın sırtında bir yük. Bu koşullarda işçi sınıfı için mücadele, insanlığı ve dünyayı kurtaracak yeni bir toplumsal düzeni kuracak özne olarak kurgulanmak zorunda.
Elbette engeller var, giderek otoriterleşen devletler ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada işçi sınıfının örgütlenmesini engellemenin her türlü yollarına başvuracaklar. Ancak bizlere düşen görev, ülkemiz başta olmak üzere tüm dünyada nüfusun çok önemli bir bölümünün işçileştiği, işçi sınıfının oldukça genişlediği gerçeğinden hareket ederek, bu genişleyen ve değişen yapıya uygun yeni örgütlenme ve mücadele deneyimleri yaratmak. Koşulların zorluğuna sığınılacak bir dönemde olmadığımız açık.

4) Biliyorsunuz ki, pandemi sürecinde ” Evde Kal” çağrıları, sokağa çıkma yasakları işçileri kapsamadı. Üretimin devam etmesi gerektiği vurgulandı vs. Bu koşullarda fabrikalarda, maden ocaklarında ( Soma da 200 maden işçisinin korona testi pozitif çıktı),şantiyelerde, hastalanmalar ve ölümler çok arttı. Bu süreci ekonomik krizle,her geçen gün artan yoksullaşma ile ve işçilerin haklarına yönelik birçok saldırıyla beraber ele aldığımzda, sizce bu tablodan çıkış yolu nedir?

》Sermayeye türlü türlü destek paketleri açıklanırken, havayolu şirketlerine KDV indirimleri, müteahhitlere kıyaklar duyurulurken o paketlerde işçi, işsiz, emekçi, emekli, küçük esnaf, çiftçi, kadın, çocuk yoktu. Zorunlu işler dışında tüm işlerin durdurulması, tüm işsiz kalanlara ve geçim olanaklarını yitirenlere İşsizlik Sigortası Fonu da dahil olmak üzere tüm kaynakların seferber edilmesi gibi aklın, bilimin ve vicdanın gerektirdiği tüm talepler görmezden, duymazdan gelindi. Hükümet halkın sağlığını, işini ve geçimini güvence altına almayı değil, sermayenin taleplerini karşılamayı tercih etti.
İşçilere sokağa çıkma yasaklarında bile evde kalmak yasaklandı, “çarklar dönecek!” diye diye Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığına dönüştürüldü. DİSK-AR’ın araştırmasına göre hastalığın işçiler arasında Türkiye ortalamasına kıyasla en az 3.2 kat yaygın olması, bir tesadüfün değil bilinçli bir politikanın ürünü olarak örüldü.
Bu da yetmezmiş gibi, şimdi de bu kadar yoksulluğun ve işsizliğin ortasında kıdem tazminatı hakkımıza göz dikiyorlar. İşçilerin 90 yıla yaklaşan en köklü kazanılmış hakkı olan kıdem tazminatına el uzatmaya kalkıyorlar. Kıdem tazminatı sadece dünün ve bugünün değil, geleceğimizin de kazanımıdır, gençlerimizin ve çocuklarımızın emanetidir. Kıdem tazminatımızı ve diğer haklarımızı savunmak için yol belli. 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 50’nci yılında işçiler dün nasıl sendikalarına sahip çıktıysa bugün de kıdem tazminatı hakkına ve emeklerine sahip çıkmakta tereddüt etmeyecektir.

5) İşsizlik oranları çok yüksek, Merkezi Yönetim dışında sizin ve / veya Yerel Yönetimlerin bu oranların düşmesi yönünde yaptığı çalışmalar var mı? bu konuda hali hazırda projeler var ise paylaşabilirsiniz?

》Covid-19 salgını öncesi, ekonomik kriz ile beraber hızlı bir tırmanışa geçen işsizlik, salgının ardından çok daha yıkıcı ve yakıcı sonuçlar üretmeye başladı. Mart ayı verileriyle geniş tanımlı işsizlik 13 milyona ulaşırken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 39’a yaklaştı. Covid 19 en az 6 milyon istihdam kaybına neden oldu. Merkezi yönetim bu konuya dair işverenlere teşviklere boğmak ve TÜİK üzerinden gerçeği gizlemek ile sorunu çözmeye çalışıyor. İşsizlik bugün hemen her haneyi etkileyen toplumsal ve yakıcı bir sorundur. Ne rakam oyunlarıyla gizlenebilecek ne de başarısızlığı defalarca görülmüş teşvik yöntemiyle çözülebilecek bir sorundur. DİSK olarak işsizlikle mücadeleye dair somut önerilerimizi her ay DİSK-AR’ın İşsizlik ve İstihdamın görünümü raporuyla beraber duyuruyoruz.
Öncelikle istihdam artışlarında kamunun payı dikkate değerdir. Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir. Bu noktada yerel yönetimlere de önemli görevler düşmektedir ve yerel yönetimler düzeyinde bazı olumlu örnekler elbette ki görmekteyiz ancak geliştirilmesi gerektiği açıktır.
Bir diğer yaşamsal önlem de çalışma saatleri konusundadır. Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
İşten çıkarmalar Covid-19 süresince kesin olarak yasaklanmalı, yasağa yönelik istisnalar ortadan kaldırılmalıdır.
İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları ve ödenek miktarı iyileştirilmelidir. Covid-19 koşullarında işsizlik ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmada ön koşul aranmamalıdır. Ve elbette, işsizlik rekor kırarken, İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaç dışı kullanımına, örneğin sermayeye fon olarak aktarılmasına derhal bir son verilmelidir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.